İktisatçı Mahfi Eğilmez, küresel piyasalardaki belirsizliklerin ve artan enerji fiyatlarının Türkiye ekonomisi için mevcut hesapların gözden geçirilmesini zorunlu kıldığını belirtti. Eski projeksiyonlara sadık kalmak yerine, değişen şartlara uyum sağlayacak yeni bir çerçeve oluşturma zamanının geldiğini vurgulayan Eğilmez, petrol fiyatlarından faizlere, enflasyondan dış dengeye kadar pek çok alanda dengelerin yeniden şekillendiğini ifade etti.
Değişimin Kaçınılmazlığı ve Gerekçeleri
Eğilmez, “Zor Oyunu Bozar” başlıklı blog yazısında, değişimin neden mecburiyet arz ettiğini şu sözlerle açıkladı: “Ekonomi yönetimi bazen fırtınada güneşli günlerin haritasına bakmak ister. Oysa rüzgâr yön değiştirdiğinde, eski hesaplar artık işe yaramaz.” Başlangıçta belirlenen programın, gerçeklerin ağırlığı altında geçerliliğini yitirdiğini belirten Eğilmez, petrol fiyatlarının zirve yapması, faizlerin ve risk primlerinin yükselmesi, bütçe dengesinin ve dış dengenin kırılganlaşması gibi faktörlerin bu durumu pekiştirdiğini söyledi. Zamanın, eski planları savunmak yerine gerçekçi hesaplar yapma zamanı olduğunu vurguladı.
Petrol Fiyatlarındaki Dev Sapma
Bu zorunlu değişimin en net örneğinin petrol fiyatlarında görüldüğünü belirten Eğilmez, Orta Vadeli Program’da (OVP) 2026 yılı için Brent petrolün ortalama 65 dolar olacağı varsayılırken, mevcut fiyatların 110 doların üzerine çıktığını hatırlattı. Bu durumun büyük bir sapmaya işaret ettiğini belirten Eğilmez, petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın, dolaylı etkilerle birlikte cari açığı 3,5–4 milyar dolar artırdığını ve enflasyonu 1–1,5 puan yükselttiğini belirtti. Bu gelişmenin, başlangıç varsayımlarının geçersiz hale geldiğini açıkça gösterdiğini kaydetti.
Risk Primi ve Borçlanma Maliyetlerindeki Artış
Risk primi cephesinde de benzer bir tabloyla karşılaşıldığını belirten Eğilmez, Türkiye’nin CDS (Kredi Temerrüt Swapı) priminin mart başında 200 baz puana kadar geriledikten sonra bugün 275 baz puan civarında seyrettiğini ve yukarı yönlü bir eğilim gösterdiğini ifade etti. ABD 10 yıllık tahvil faizindeki artışın da eklenmesiyle, Türkiye’nin dış borçlanma maliyetinin yüzde 6,1’den yüzde 7’nin üzerine çıktığını belirten Eğilmez, bunun hem kamu hem de özel kesim için finansman maliyetlerinde belirgin bir artış anlamına geldiğini belirtti.
Enflasyon Beklentilerinin Yeniden Tanımlanması
Yılsonu enflasyon tahmininin yüzde 16 veya 15–21 aralığı gibi bir seviyede tutulmasının mevcut koşullar altında gerçekçi olmadığını savunan Eğilmez, ekonominin içinde bulunduğu durumun, Merkez Bankası’nın beklenti yönetimi ile revizyonlarda tutucu davranmasına imkan tanımadığını belirtti. Beklentilerin artık bu tür çıpalarla yönetilemeyecek bir noktaya geldiğini belirten Eğilmez, zaman kaybetmeden enflasyon oranının yüzde 25 olarak yeniden tanımlanması gerektiğini ve para politikasının da bu tahmine göre ayarlanması gerektiğini vurguladı. Savaşla birlikte politika faizinin yüzde 37’den haftalık repo fonlamasının askıya alınarak, yüzde 40 faizli gecelik borç verme kanalına yönelinmesinin, bileşik faiz hesabı ile borçlanma maliyetini yaklaşık 4–5 puan artırdığını ifade etti. Şimdilik bu faizin, enflasyonun yüzde 25 olarak tanımlanması halinde bile yeterli yükseklikte göründüğünü, ancak enflasyon tahmininin daha da yukarı çekilmesi durumunda faiz artırımının gündeme gelebileceğini belirtti.
Bütçedeki Geçici İyileşme ve Artan Baskılar
Bütçede ilk bakışta bir iyileşme görülse de bunun kalıcı olmadığının açık olduğunu dile getiren Eğilmez, yılın ilk iki ayında bütçe açığının geçen yıla kıyasla daha düşük gerçekleşmesinin, büyük ölçüde kurumlar vergisinde yeniden uygulamaya konulan peşin tahsilattan kaynaklandığını açıkladı. Bu geçici gelir etkisinin ortadan kalkmasıyla birlikte bütçe dengesindeki bozulmanın görünür hale gelmesinin beklendiğini belirtti. Ayrıca, artan petrol fiyatları, yükselen faizler ve ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın bütçe üzerinde ek baskı yaratacağını vurgulayan Eğilmez, OVP’de yüzde 3,5 olarak öngörülen bütçe açığının GSYH’ye oranının yüzde 5’in üzerine çıkmasının şaşırtıcı olmayacağını ifade etti.
Dış Denge Açısından Riskler
Dış dengenin de oldukça riskli bir durum sergilediğini belirten Eğilmez, yılın başında, küresel gerilimler tırmanmadan önce dahi cari açıkta belirgin bir artış eğilimi olduğunu, ihracatın zayıflarken ithalatın arttığını hatırlattı. Doğrudan yabancı sermaye girişlerindeki ciddi düşüşün yerini daha kısa vadeli ve oynak sermaye hareketlerinin aldığını belirtti. Küresel gelişmelerle birlikte ihracat pazarlarında daralma olasılığının güçlenirken, enerji ithalat maliyetinin artmasının cari açığı daha da büyüteceğini vurgulayan Eğilmez, OVP’de yılsonu için öngörülen 22 milyar dolarlık cari açığın iki katına yaklaşmasının sürpriz sayılmaması gerektiğini söyledi.
Merkez Bankası Rezervlerindeki Gerileme
Merkez Bankası rezervlerinde aşağı yönlü bir hareketin dikkat çektiğini belirten Eğilmez, özellikle döviz rezervlerindeki gerilemenin hem dış finansman koşullarının zorlaşması hem de yurtiçi yerleşiklerin yeniden dövize yönelmesiyle açıklanabileceğini ifade etti.
Büyüme Üzerindeki Olumsuz Etkiler
Büyüme açısından birçok olumsuz etkinin bir arada ortaya çıktığını belirten Eğilmez, sanayi üretiminde ve kapasite kullanım oranında görülen düşüşlerin, tarım ve hayvancılıktaki ivme kayıplarının, artan faizlerin tüketime ve yatırımlara olumsuz etkilerinin büyümeyi düşürmesinin kaçınılmaz göründüğünü söyledi. Dış talepteki zayıflama ve ihracat pazarlarındaki daralma da eklendiğinde, büyümenin belirgin şekilde ivme kaybetmesinin beklendiğini belirten Eğilmez, bu çerçevede OVP’de öngörülen yüzde 3,8’lik büyüme hedefinin aşağı yönlü revize edilmesinin zorunlu göründüğünü kaydetti.
Sonuç olarak, ortaya çıkan tablonun net olduğunu belirten Eğilmez, ekonomi programının dayandığı temel varsayımların anlamını yitirdiğini ve petrol fiyatından risk primine, faizlerden sermaye akımlarına kadar pek çok alanda başlangıçta kabul edilen dengelerin değiştiğini vurguladı. Gerçek değişmişken programın değişmemesinin, bir tercih değil, bir hata olduğunu ifade etti.
